İstibdadı yenmek üzere emekçi halkın tamamının gücünü bir araya getirmek için düzen siyasetini aşalım!

Türkiye, geride bıraktığımız ay başlayan büyük bir siyasi çalkantıya sahne oluyor. Bunun nedeni, istibdad rejiminin CHP’nin 2028 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olarak göstereceği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik arka arkaya gelen operasyonları. Önce 18 Mart’ta İmamoğlu’nun üniversite diploması usulsüz olarak alındığı iddiasıyla iptal edildi. Bir gün sonrasında da İmamoğlu suç örgütü kurmak ve yönetmek, irtikap, rüşvet almak, ihaleye fesat karıştırmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek ve terör örgütüyle işbirliği yapmak gibi uzunca bir listeden oluşan suçlamalarla sabaha karşı gözaltına alındı. Aynı operasyon kapsamında İmamoğlu’nun yanı sıra 100’den fazla kişi için de gözaltı işlemi yapıldı. İmamoğlu ve bazı diğer gözaltına alınanlar için tutuklama kararı verildi ve bu isimler hapse yollandı.

İstibdad için her şey mübah!

Bu iki işlemin arka arkaya iki güne sığdırılmış olmasının kendisi bile istibdad rejiminin rakiplerine saldırırken yargıyı ne şekilde bir aparat olarak kullanabileceğinin yeni bir kanıtı olurken, AKP’nin yılmaz savunucuları arasından bazıları dahi bu tür bir yargı hamlesinin, yine hukuki bir terimle “hayatın doğal akışına aykırı” olduğunda hemfikirdi. Zira istibdad rejimi göstere göstere yargıyı ve kolluk güçlerini kullanarak, aynı 12 Eylül darbesinin organı Millî Güvenlik Konseyinin 1983 yılında seçime girecek adayların bazılarını veto ettiği gibi, rakibini saf dışı bıraktı. Aynı günlerde istibdadın kalemşörleri İmamoğlu’ndan sonra anketlerde CHP’den adaylığı durumunda Erdoğan’ı zorlayabilecek bir diğer isim olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın da yakında hedef alınabileceğini utanmadan zikrettiler. İmamoğlu’nun ifade tutanağı, operasyonun bir parçası olarak istibdad medyasına el altından servis edildi. Tüm bunları İstanbul’da 4 günlük bir eylem yasağı izledi. Sosyal medyaya erişim engellendi ve internet erişimine kısmi bir kısıtlama getirildi. Bir süre sonra da CHP’ye kayyım atanabileceği söylentisi yayıldı ve CHP lideri Özgür Özel, partisini olağanüstü genel kurula götürerek bu hamleye karşılık vermek istedi.

İstibdadın bu saldırılarının arkasındaki dinamik aslında çok karmaşık değil. Emekçi halk OVP (Orta Vadeli Program) zulmü altında giderek daha da zor koşullarla karşı karşıya kalmış durumda. İktidarın ve Türkiye sermayesinin Batı Asya’da emperyalizmi ve Siyonizmi çok ürkütmeden, çatlaklardan sızıp mezhepçi açılımlar yaparak sömürgeci hayallere ulaşma planlarının önüne yeni engeller çıkıyor ve Erdoğan’ın gerici ikinci cumhuriyet hayallerinin tapu senedi olması planlanan yeni anayasaya giden yolda Kürt hareketiyle yürüttüğü normalleşme görünümlü tasfiye politikası ciddi riskler barındırıyor. Bu ayaklardan sadece birinin kırılması bile istibdadın altındaki toprağın kaymasına yol açabilir. Bu yüzden de istibdad rejimi, yargı bağımsızlığı, siyasi tutarlılık ve benzeri ilkelere çok takılmadan saldırgan ve tavizsiz bir politika izleyerek inisiyatifi daima elinde tutmaya çalışıyor.

Biriken öfke sokaklara taştı

İstibdadın İmamoğlu’na yönelik saldırısının önemli bir tepki doğuracağı açıktı. Öyle de oldu, İmamoğlu’nun ev baskını ile gözaltına alınmasının hemen ardından büyük kentlerden başlayarak kalabalık kitleler sokağa döküldü. Sosyalistler ve meslek örgütleri de bu eylemlere aktif bir biçimde katıldılar. Bunların bir kısmı açısından eylemlerin CHP’nin çağrısıyla, sevk ve idaresi altında cereyan etmesi önemli değildi. Bunlar için CHP doğal bir müttefik, İmamoğlu da şimdiden 2028’de oy verilecek adaydı. Diğerleri açısından ise eylemler aslında şeklen CHP’nin çağrısı ile yapılmaktaysa da, ardında Gezi’dekine benzer bir kitle hareketi vardı ve bu hareketi sosyalist kanallara akıtmak için mücadeleye katılmak gerekliydi.

Kendiliğinden bir şekilde başlayan ve tüm ülke sathına yayılarak bir halk isyanına sebep olan Gezi’nin aksine, İmamoğlu vesilesiyle patlak veren ve CHP’nin büyük bir sınırlama çabasına sahne olan sokak eylemleri ve protestolar nitelik ve nicelik bakımından halk isyanı olmaktan uzaktı. Üstelik CHP’nin eylemlerin sevk ve idaresindeki belirleyiciliği emekçi halkın farklı kesimler halinde değil de bir bütün olarak istibdadın karşısına dikilmesinin önünde büyük bir engel olarak yükseldi ve bu durum son ana kadar değişmedi.

Bunun en başlıca nedeni, düzen içi muhalefetin en büyük temsilcisi ve burjuva karakteri dolayısıyla CHP’nin, istibdadı sarsacak toplumsal bir kuvvetin bizzat düzenin kendisini de sarsma ihtimalinden endişe etmesi ve çekinmesidir. CHP’yi CHP yapanın sokaklarda eylem yapan kitleler, hakkını sokağa çıkarak arayan emekçi halk değil Türkiye burjuvazisinin kaptan köşkü ile devlet ricali arasında kurmuş olduğu köprü olduğunu bir an bile unutmamak gerekiyor. Sokaklar ve halkın bağımsız, kendiliğinden hareketi istibdad kadar CHP ve diğer tüm burjuva partileri açısından da bir tehlike olageldi. CHP’nin geniş kitlelerle münasebeti hep böyle oldu. Kitlelerin enerjisini Gezi’den alıp burjuvazi için tehlikesiz bir alana, sandığa sürükleyenlerin başında CHP geliyordu örneğin. Başka bir örnekte, 2017’deki referandumda mühürsüz pusulalara karşı halk sokağa çıkarken CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu sokaklarda sopalı kişilerin olacağı duyumunu aldıklarını söyleyip kitleyi frenlemiş ve Erdoğan’ın zaferini kolaylaştırmıştı.

CHP’nin bu sefer kitleleri Saraçhane’ye çağırması da, biçiminden bağımsız olarak bu minvalde ele alınmalıdır. Öncelikle meydan eylemler boyunca doğal bir buluşma alanı değil, CHP tarafından gösterilen bir adres oldu ve eylemlerin içeriğini de esas olarak CHP belirledi. Zira mesele CHP açısından İmamoğlu meselesiydi. 22 Mart akşamı meydan en kalabalık halini aldığında artık açıkça bir CHP mitingi başladı. Özgür Özel, Muharrem İnce, Mansur Yavaş gibi isimler konuşmalarında seçim nutukları atmakla kalmadı, sistematik olarak polis saldırısına maruz kalan gençleri provokatörlükle hatta MİT ajanlığıyla suçladı. Mansur Yavaş bir adım daha atarak Kürt halkını da yabancılaştıracak ifadeler kullanmış, böylelikle Saraçhane’yi istibdad için daha da tehlikesiz bir biçime sokmayı başarmıştır. Günün sonunda bir kısmı hedef gösterilen kitleyi dağıtan ve kitlenin her türlü inisiyatif ihtimalini yıkarak alanı tam bir CHP mitingine çeviren polisin müdahalesi oldu. Sonrasında kitle başarıyla CHP binalarında kurulan sandıklara oy atma tiyatrosuna ve 29 Mart günü CHP’nin Maltepe’de düzenlediği mitinge kanalize edilebildi.

Anlamamız gereken husus, kitle hareketinin bu süreçte CHP açısından bir pazarlık kozu olmaktan öte bir anlamı olmamasıdır. Nasıl ki istibdad açısından İmamoğlu’nun yargı sopası ile dövülmesi, ama terör suçlamasından tutuklanmayarak yerine bir kayyım atanmaması bir pazarlık manevrası ise, CHP’nin Saraçhane’ye gelen kitlenin heyecanını ve öfkesini istibdada gösterip, ardından polisle çatışanları ayrıştırması ve öğrenci eylemleri başta olmak üzere herhangi bir ileri eylem biçiminin arkasında gerçek anlamda durmaması da bir pazarlık manevrasıdır. Oysa emekçi kitlelerin istibdad karşısındaki zaferi ancak burjuvazinin kamplarından bağımsızlaşıp bir araya gelmeleri ve istibdad gitmeden ellerini şalterden indirmemeleri ile olanaklıdır.

İstibdadı ancak emekçi halkın bağrından kopacak bir güç yenebilir!

Devrimci İşçi Partisi, bu nedenlerle CHP’nin önderliğinde Saraçhane eylemlerinde yer almamış, emekçi halkımızı istibdada karşı olduğu gibi, onunla mücadelesinde zayıflatıcı bir unsur olarak CHP’ye karşı da uyarmıştır. Ama bu uyarıyı, emekçi halkın geniş kesimlerinin tüm zayıflıklarına karşın CHP saflarına koştuğu bir ortamda yapmıyoruz. Emekçi kitlelerin önemli bir bölümünün İmamoğlu’nun burjuva karakterinden, diploma olayının halk tarafından bir zengin çocuğunun kayırılması olarak görülmesinden, CHP’nin OVP’yi sahiplenen tutumundan ve belediyelerdeki yolsuzluk iddialarından duyduğu tiksinti ile istibdad cephesinin etkisi altına sokulduğu bir anda yapıyoruz. Görevimiz, emekçi halkımızın içinde istibdada yönelik biriktirdiği öfkenin düzen siyaseti tarafından kontrol edilmesini ve soğrulmasını önlemektir. Emekçi halkın öfkesinin Saraçhane merkezli CHP mitinglerinde değil, bütün meydanlarda, fabrikalarda, atölyelerde, iş yerlerinde, emekçi mahallelerinde ve önümüzdeki günlerde 1 Mayıs meydanlarında örgütlenmesini temin etmektir.

Öte yandan, bu hareketin içinde belirip, CHP çizgisini hızla geride bırakmaya aday şimdilik tek unsur üniversite gençliğidir. Geleceklerine yönelik büyük bir karamsarlıktan yola çıkıp bir anda kendilerini memleket meselesinin tam göbeğinde bulan gençler, tam da CHP dinamiklerini aşan bir potansiyele sahip oldukları için istibdadın en sert müdahaleleriyle karşılaşmışlardır. Gençliğin başlattığı ders boykotu okullarda sınıfları boşaltmış, Erdoğan’ı bayram tatilini uzatarak gençleri memleketlerine yollamaya, deyim yerindeyse ortamı soğutmaya çalışmaya mecbur bırakmıştır. Eylemler sırasında binlerce öğrenci gözaltına alınmış, yüzlercesi tutuklanmıştır. Yapmamız gereken gençliğin hürriyet için ayağa kalkışını, emekçi halkın bağrına taşımaktır. Genel Başkan Yardımcımız Levent Dölek, tam da Eğitim Sen işyeri temsilcisi olduğu İstanbul Üniversitesi’ndeki bir foruma katılması bahane edilerek bu yüzden tutuklanmıştır. İstibdadın, emekçilerle öğrencilerin temasından ödü patlamaktadır, zira zayıf karnı burasıdır.

Devrimci İşçi Partisi bu yoldan yürümeye, emekçi halkın öfkesinin düzen siyaseti tarafından suistimal edilmesine izin vermemek için memlekete hürriyeti getirebilecek olanın işçi ve emekçiler olduğunu söylemeye ve birleşik bir işçi cephesinin inşası için çalışmaya devam edecektir.

Bu yazı Gerçek gazetesinin Nisan 2025 tarihli 187. sayısında yayınlanmıştır.